28 TEMMUZ 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Diyanet İşleri Başkanlığı laikliğin teminatıdır. Kaldırılması en son düşünülecek kuruluştur
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1924)

 8 Mayıs 2006 Pazartesi 

Fatih Altaylı'nın TEKE TEK Programının son konuğu TBMM Başkanı Sayın Bülent ARINÇ idi. Konu çok hassastı. Son günlerde Sayın Süleyman Demirel'in " Başörtülü kızlarımız okumak istiyorlarsa Arabistan'a gitsinler" sözü ile açılan tartışmanın bir ayağı olan Türkiye'deki LÂİKLİK uygulamaları ile ilgiliydi.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ikinci adamı ve yasama kurumunun başı olan Sayın Arınç'ın lâiklik ile ilgili düşünceleri 83 yıllık cumhuriyetin kazanımlarını ve toplumda oluşan sosyal dengeleri bir anda ortadan kaldıracak ve toplumu kaosa sürükleyecek kadar tehlikeli bölümleri ihtiva ediyordu.
Bunların en önemlisi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması ve yerine Avrupa'da olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının getirilmesinin gerektiğini belirten sözleri idi.
Evet, yanlış duymamıştım. Sayın Arınç; " Bu müessesenin derhal kaldırılmasının şart olduğunu, Laik devlette böyle bir müessese olmaması gerektiğini, oysa bu kuruluşun anayasal bir kaç temel kuruluş içinde yer aldığını" üzülerek belirtmişti.
Kanaatimce bu düşünce devletin temeline dinamit koymak kadar tehlikelidir.
Bu müessese hilafet kaldırılıp, eğitim Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında toplandığı andan beri vardır.
Kavram olarak LÂİKLİK; "Din ve devlet işlerinin ayrılması olarak" bilinir. Ve din işlerine karışmayacağı belirtilen devlet, nasıl oluyor da her biri devlet memuru olan müftüler ve imamlarla dini kontrol eder" mantığı ile Sayın ARINÇ'ın bu sözleri söylediğini düşünüyorum.
Bu mantık şekil olarak doğrudur. Ama uygulama olarak daha iyi bir çözüm olmadığı için bu uygulamaya gidildiği hususu hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Başka bir çaresi olmadığı için bu kuruluş devletin anayasal çatısı altına alınmıştır. Ve en doğrusu yapılmıştır. Şimdi bunun nedenlerini irdeleyelim..
Bu coğrafyada, tamamına yakını Müslüman olan Türk Toplumunda dinin bölücülüğe alet edilmemesi ve insanlarımızın bin bir çeşit din bezirgânı elinde kamplaşmasının önlenmesi için bu müessese batıda gösterildiği gibi kontrol edilemeyen vakıf ve derneklerin kontrolüne bırakılmamıştır.
Çünkü bu devlet Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından kurulurken halkın dini duygularını sömürerek her türlü gelişme ve yeniliğin önüne çıkan yobazların Türk toplumunu içine soktuğu kargaşa ve yıkım unutulmamıştır. Çünkü Türk insanındaki dini inanç bütünlüğünün dış destekli kontrol edilemeyen ne olduğu belirsiz kuruluşların eline geçmesine bu toplumun temel dinamiklerinin tahammülü yoktur..
Türkiye'de 83 yıldır Türk Toplumu inanç sistemleri açısından devletin temelini sarsacak büyük çatışmalar yaşamamış ise bunu Diyanet İşleri Başkanlığına borçludur.
Ve bu müessese her ne kadar devlete bağlı olsa ve devlet memurları istihdam edilse de teşkilat yapısı ile uygulamadan çok danışma ağırlıklı bir kuruluştur. Bu başkanlık ülkemizdeki din âlimlerinin büyük bir çoğunluğunu bünyesinde barındıran tek başvuru ve bilgilendirme müessesesidir. Yani sosyal yaşantıdaki gelişmeleri dini açıdan değerlendirip fetva verecek tek ve yetkili kuruluştur.
Bu teşkilatın olmadığı bir Türkiye'yi düşünmek dahi insana korkulu rüyalar göstermeye yetiyor. Ayni olayı her tarikat, her cemaat ve her hocanın ayrı değerlendirdiği bir ortamın meydana getireceği toplumsal çatışmanın bu coğrafyada milli menfaati olan güçlerin arayıp ta bulamadığı bir dağınıklığı yaratacağından şüphem yoktur. İşte bu tehlikeyi önceden görüp değerlendiren Anayasa mimarları bu kuruluşu Anayasal çerçeve içinde kabul etmişlerdir.
Anayasamızın 136. maddesinde; "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir" hükmü yer almaktadır.
633 sayılı "Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun"un 1. maddesi ise, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevlerini, "İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek" olarak belirlemiştir.
Bu görevi alan Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl çalışacağını ve üzerinde ağırlıklı olarak duracağı hususları yönetmeliğinde şu şekilde belirlemiştir;

- Devletimize, milletimize, dinimize zarar verecek her türlü söz, yazı ve eylemden sakınmak,

- Ülkemizde ve dünyadaki siyasî görüş, düşünce ve faaliyetler karşısında tarafsız ve hepsine eşit mesafede olmak,

- Farklılıkları ülkemizin bir zenginliği olarak kabul edip, toplumun bütününü kucaklayıcı, uzlaştırıcı ve bütünleştirici olmak,

- Toplumsal istikrarı ve huzuru, dinî bütünlüğü, millî birlik ve beraberliği koruyucu ve pekiştirici, din, vatan ve millet sevgisini artırıcı yönde hizmet ve faaliyet yürütmek, zararlı, bölücü ve yıkıcı cereyanların olumsuz faaliyetleri karşısında uyarıcılık yapmak,

- Milletimizi maddî ve manevî yönden zaafa uğratarak toplum düzenini bozan kötü ve zararlı alışkanlıklar ve gayr-i ahlakî davranışlardan uzaklaştırmak için aydınlatıcı ve yol gösterici mahiyette rehberlikte bulunmak,

- Hizmetlerimize muhatap olan kitlenin geleneklerini, hassasiyetlerini ve beklentilerini bilen, anlayan ve değerlendiren bir tavır izlemek,

- Çağımızdaki teknolojik gelişmelerinden ve iletişim imkânlarından, tarihî tecrübe ve birikimlerimizden yararlanarak bilgiye dayalı, ibadet, ahlâk ve eğitim eksenli din hizmeti sunmak,
- Ülkemizdeki mevcut 23 İlahiyat Fakültesi ve çağdaş dünyada üretilen bilgileri hizmete dönüştürmek ve dinî hükümleri; ilmî bir anlayış içinde dinin özüne uygun ve günümüz ihtiyaçlarını da dikkate alarak, bugünün insanının bilgi kodlarına uygun hale getirmek,

- Yurtiçinde ve yurtdışında din hizmeti sunan özel ve resmî kurum ve kuruluşların faaliyetlerini izlemek, değerlendirmek, gerektiğinde işbirliği yapmak, rehberlikte bulunmak; Türk Cumhuriyetleri, Balkan ve Kafkas Ülkeleri Türk ve Müslüman topluluklarındaki soydaş ve dindaşlarımızın da dinî konularda aydınlatılmasına yardımcı olmak,

- Eğitim ve kültür seviyesi yüksek, beşerî ilişkilerde topluma öncü, muhatabını anlayan ve sorunlarına dinî çözüm yolları üreten, söz ve davranışlarıyla örnek bir hayat sergileyen din görevlilerine sahip olmak,

Şimdi soralım Sayın Arınç'a. Bütün bu faaliyetlerin yürütülmesini hangi sivil toplum kuruluşu, vakıf veya derneğe yaptırabilirsiniz. Ve yaygın kullanımı ile bu görevlerin yapılmasını hangi tarikata, hangi cemaate, hangi şeyhe veya şıha veya hangi dergâh mensuplarına devredebilirsiniz.
Bunun cevabı yoktur. Olmamalıdır.
İşte bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk Toplumunun emniyet supabıdır. Kaldırılması en son düşünülecek bir müessesedir. Böyle bir değerlendirmeyi TBMM Başkanı'nın yapması ise milletimiz için talihsiz bir durumdur.
Keşke söylemeseydi ve keşke bizler duymamış olsaydık.
Ben hâlâ Sayın Arınç'ın sözlerini yalanlayacağı ve yanlış anlaşıldığı için toplumdan özür dileyeceğini umut ediyorum.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Mayıs 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale