29 Nisan 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






23 Nisan 1920'nin milli hakimiyet ruhu Türk gençliğinde yaşıyor. Küresel güçlerin bu ruhu iyi anlaması gerekiyor (5)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve milli düşünceleri tam bir imanla her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârâne müdafaa zorunluluğu aşılanmalıdır. Yeni neslin bütün ruhsal kuvvetlerine bu özellik ve kabiliyetin zerki mühimdir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1921)

 23 Nisan 2006 Pazar 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kötü günler geçiriyor. Kâğıt üzerindeki makro ekonomik göstergeler yaşanan kötülüklerin üzerini örtmeye yetmiyor. Küresel güçlerin dayatmaları karşısında her alanda tam bir teslimiyet içine giren dünün oyun kurucu devleti bugün kendisi üzerinde oynanan oyunlara mani olamıyor.
Hâlbuki Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Birinci TBMM tarafından tamamen teslim olmuş bir milletten ve viraneye dönmüş bir ülkeden mucize yaratılmış, yepyeni bir ruhla yepyeni bir devlet oluşturulmuştur. Bu mucizeyi yaratan lider Atatürk’ün dayandığı en büyük kitle Türk Gençliği idi. Bugünde sahip olduğumuz en değerli varlığımız olan Türk Gençliğine güvenerek fazla karamsar olmamıza gerek olmadığını düşünüyorum.
Bizim nesiller ne kadar karamsar olursa olsunlar gençlerimizde karamsarlık yok. Onlar geleceğe çok daha başka bir gözle bakıyorlar. Kendilerini güvensiz hissetmiyorlar.
İşte bu yüzden geçliğimizi iyi tanımamız gerekiyor..
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kastettiği ve özlediği gençlik; parçalanmış, bölünmüş, ayrı ayrı idealler peşinde koşarak birbiriyle kıyasıya çatışan, ve nihayet yabancı ideolojilerin esiri olan bir gençlik değildir.
O'nun idealindeki gençlik;
-Türk Milletinin müşterek eğilimlerini temsil etmelidir,
- Hiç bir yabancı ideolojiye alet olmamalıdır,
- Fikir ve inanç birliği içinde bulunmalıdır.
Atatürkçü Gençlik ile gençlerimizin yoğun olarak bulunduğu üniversitelerimiz ülkemiz üzerinde milli menfaati bulunan güç merkezlerinin en önemli hedefi olmaya devam edecektir. Bu husus yöneticilerimiz tarafından kesin olarak bilinmelidir.
Atatürkçü nesil üzerinde dün oynanan oyunlar bugün de oynanmaktadır.
Gençlerimizin her türlü yıkıcı ve bölücü fikre karşı korunması ile Atatürkçü Düşünce doğrultusunda aydınlatılması ülkemizin ve Cumhuriyetin geleceği için zorunludur.
Bu husus bizim nesillerin temel ve kaçınılamaz ödevidir. Bu bakımdan Atatürk'ün yönetici ve eğiticilere verdiği aşağıdaki talimatı her zaman hatırlayıp gereğini yapmamız lazımdır.
" Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel, Türkiye'nin istiklâline, kendi benliğine ve milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalarıyla donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur."
Atatürk 1937 yılında TBMM açış konuşmasında; Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkartılması için gerekli yolları sıralamış, ülke meselelerinin çözümünde yardımcı olacak ideolojileri anlayacak, anlatacak ve nesilden nesile aktaracak fertler ile kurumların yaratılmasını istemiş ve sözlerini şu tarihi cümlelerle tamamlamıştır.
"İşaret ettiğim prensipleri, Türk gençliğinin kafasında ve Türk milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşmektedir"
Burada Gazi Mustafa Kemal Atatürk üniversitelere böyle kutsal bir görev veriyor.
Ayrıca Anayasamız ve YÖK Kanunu da üniversitelerimizin gençlerimizi Atatürkçü Düşünce doğrultusunda yetiştirmesini zorunlu kılıyor.
Peki, üniversitelerimiz bunun gereğini yerine getirebiliyorlar mı?
İşte bunun cevabını 1987 yılından beri çeşitli üniversitelerde "Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi "dersleri veren ve Atatürkçü Düşünce üzerine doktora eğitimi almış biri olarak vermem gerekirse; üniversitelerimizde bugün yapılan Atatürkçü eğitim ve öğretimin İlköğretim okullarında verilenden fazla bir şey olamadığını ve bunun hızlı bir tekrarı olduğunu söyleyebilirim.
Yani bu konuda kendi kendimizi kandırıyoruz. Her üniversite öğrencisinin zorunlu olarak aldığı Atatürkçülük dersleri ne yazık ki baştan savma ve zaman doldurmak gayesi ile verilmektedir. Zaten pek çok üniversitede bu dersler şimdiden toplu olarak kontrol ve denetimi yapılamayan konferanslar şeklinde verilmeye başlanmıştır. Hele bazı vakıf Üniversitelerimizde zorunlu Atatürkçülük derslerinin İngilizce olarak Türk olmayan sıradan öğretim üyelerinin verdiği de bilinmektedir. Neticede angarya olarak görülen bu derslerle Atatürkçü Düşünceden giderek habersiz bir nesil yetiştirilmektedir.
Gençlerimiz bilmelidir ki; bu kutsal vatan toprakları ve Cumhuriyetimiz büyük fedakarlıklar ve dökülen kanlar karşılığı kazanılmıştır. Bugün gelinen seviyenin oluşmasında binlerce şehidin ve gazinin kanlarının harcı olduğu unutulmamalıdır. Bu vatanda Atatürk idealine ters düşen hiç bir akım yeşerme imkânı bulamamalıdır.
Bu topraklarda yeşerecek filizi Atatürk dikmiş, gelişmesini ve korunmasını Türk gençliğine bırakmıştır. Bu bakımdan gençliğin görevi ve sorumlulukları ağırdır. Fakat asıl zorluk ve vebal bu gençliği yetiştirecek bizim neslin öğretmenlerinin sırtındadır.
Sonuç olarak;
23 NİSAN 1920’de Türk Milleti Gazi'nin gösterdiği hedeflere doğru bir hayli yol almıştır. Modern ve çağdaş bir dünya devleti olma yolunda da hızla ilerlemektedir. Bugün geldiğimiz noktada 1920'lerin 13 milyonluk Türkiye’sinden çok ilerde olduğumuz kesindir. Fakat bütün gelişmişliğimize rağmen henüz Atatürk'ün idealindeki Türkiye'ye ulaştığımız söylenemez. Bu ideale ulaşmak için;
- Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış tehlikelere karşı koruma şuuruna erişmiş,
- Fikren, ilmen, fennen ve bedenen kuvvetli,
- Yüksek karakterli, Bilimden güç alan ve bilimi amaç edinen,
- Sağlık ve sıhhatini koruyan, sağlıklı düşünme yeteneğine sahip olan,
- Güzel sanatları seven,
- Çalışkan ve kendine güveni olan bir gençlik yetiştirmek, devletin ve bizim nesillerimizin en önemli görevidir.
Kendisini en iyi şekilde yetiştirmek için her imkândan yararlanarak var gücü ile çalışmak ise Türk gencinin vazgeçilmez sorumluluğudur.
Bunun için gençlerimizin; çalışkan, daha çalışkan ve en çalışkan olmak zorunda olduklarını özellikle vurgulamak istiyorum.
Bana göre; eğer üzerinde iyi çalışırsak ve gereken asgari milli kültür eğitimini verirsek Türk Gençliği; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en değerli emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini kanında yaşayan binlerce yıllık tarihinden aldığı milli heyecanı ve milli ruhuyla sonsuza kadar koruyacaktır. Çünkü 23 Nisan 1920’lerin “Milli Mücadele ve Milli Hakimiyet Ruhu” aynen gençlerimizde yaşamaktadır..
Gençlerimizin ülkemizin tam bağımsızlığını koruyacaklarına ve bunu bir bayrak gibi nesilden nesile aktararak ülkemizi ebediyen hür ve bağımsız kılacaklarına inanıyorum..
Kalben inandığım bu gerçeğe milletimin de inanmasını arzu ediyorum..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
23 Nisan 2006 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale