24 TEMMUZ 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (48)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1923)

 30 Mart 2006 Perşembe 

Sorunlar insanların içindedir. Ama çözümünü de yine insanlar üretmektedir. Önemli olan sorunların üstesinden gelebileceğine inanmış insanları bulmak veya bu işi başaracaklarına insanları inandırmaktır.
İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önündeki öncelikli ve önemli engel Milli Mücadeleyi birlikte yapmayı düşündükleri Türk milletinin büyük bir çöküntü içinde bulunması ve kendine olan güvenini tamamen yitirmesi idi. Bu karamsar görüş, toplumun aydın ve cahil bütün kesimlerini etkisi altına almıştı.
Bu noktada Gazi Mustafa Kemal Atatürk kati teşhisini koymuş ve kararını vermiştir.
Türk toplumu psikolojik açıdan güçlendirilmedikçe, manen kuvvetlendirilmedikçe, kazanma azim ve iradesine sahip olmadıkça, düşmanlara karşı zafer kazanmak düşünülemezdi. İşe buradan, yani Türk toplumunun manevi açıdan güçlendirilmesinden başlanacaktı. Bütün çalışmalar bu hedefe yönlendirilecekti..
Şimdi insanları manen güçlendirecek Psikolojik Harekât ile ilgili birkaç temel hususu hatırlayalım. Ve bilgiler ışığında Gazinin Türk halkının güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını bu bilgiler üzerine inşa edelim.
Psikolojik Harekât; Savaş ve Barış zamanında politik ve askeri hedeflere ulaşılması için düşman, dost ve tarafsız çevrelerde istenildiği şekilde uygun tutum ve davranış ortamı yaratmak maksadıyla planlanarak tek elden yönlendirilip uygulanan sosyal, ekonomik, kültürel, ideolojik ve askeri faaliyetlerdir. Bu tanımdan da görüleceği gibi psikolojik harekât savaşta ve barışta devam eden ve birbirini tamamlayan bir seri faaliyetleri içermektedir.
Dost ve düşman her türlü hedef topluma hitap eder. Birbiri ile koordineli olarak ayni hedefe yönelik hem siyasi, hem ekonomik, hem ideolojik ve hem de askeri faaliyetleri kapsar. Çok yönlü bu harekât merkezi yönetilmeyi zorunlu kılar. Kendimizi güçlendirme çalışmaları ile karşı tarafı zayıflatma çalışmaları birlikte düşünülüp, ayni zaman dilimi içinde yürütülebildikleri takdirde başarı kaçınılmazdır. Aksi takdirde bölük pörçük tedbirlerle sonuç alınması bir yana darmadağın olur ve karşı tarafın propagandasına açık hale geliriz.
Bu birbiri ile koordineli ve iç içe olan faaliyetler birbirini bütünler ve birbirini destekler. Tek elden sevk ve idare edilemediği takdirde birbiri ile çelişen durumlar meydana çıkacağından tehlikeli sonuçlar yaratması kaçınılmazdır.
Şimdi bu kısa teknik hatırlatmadan sonra yeniden milli mücadele günlerine dönelim.
Bilindiği gibi Milli Mücadele dönemi denildiğinde; Türk Milletinin varlığını kanıtlaması, kendini koruması ve geliştirmesi zorunluluğu karşısında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, milli hudutlar içerisinde, milletin kayıtsız şartsız egemenliğine dayanan, özgür ve tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak amacıyla giriştiği mücadeleleri, savaşları, zaferleri, barışı ve nihayet yeni Türk devletinin kuruluşunu içine alan tarihi bir dönem akla gelmektedir. (1)
Halkın desteğini sağlamanın ve onu kazanmanın en etkili ve tek yönteminin onun anlayacağı bir dille ve onun seviyesine uygun bir iletişim vasıtası ile kendisine ulaşmaktır. Bu ise Psikolojik Harekâtın uygulama metotları içinde olan Propaganda ile sağlanır.
Mütareke yıllarında yöneticilerin iç ve dış kamuoyu ile iletişim kurabilecekleri yegâne vasıta yazılı basın, yani sadece GAZETELER idi. Anadolu'da pek çoğu iptidai matbaa makineleri ile basılan ve önlü arkalı iki sayfa şeklinde olan 600 civarında gazete vardı. Bunlardan sadece 23 tanesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarınca başlatılan milli mücadelenin yanında yer alıyordu.
İstanbul basının tamamına yakını ve pek çok ünlü kalem Gazi ve arkadaşlarını vatan haini, ırz düşmanı, maceraperest, kan emici cani, eşkıya olarak nitelendiriyordu. Bunların karşısındaki birkaç cılız kalem ve birkaç cesur insanın girişimi ile müthiş bir mücadele veriliyordu. Fakat aynen günümüzde olduğu gibi (ABD ve ABD yanlısı yönlendirmeli Müzakere basını karşısında ) seslerini duyurmaları mümkün olamıyordu. İhsan Ilgar'ın kaleminden çıkan "Mütareke Basını" isimli kitapta milli mücadeleyi destekleyen ve karşısında olanlardan pek çok örnekler yer almıştır.
Fikir verebilmesi açısından burada hem lehte ve hem de aleyhteki yazılardan birer küçük örnek vermek istiyorum.

Örnek-1: Balıkesir'de yayımlanan DOĞRUSÖZ Gazetesinin 15 haziran 1919 tarihli nüshasında İsmail hakkı imzası ile yayınlanan yazı (LEHTE)

" MÜSLÜMAN ESİR OLAMAZ;
Memleketin pek öldürücü ve tehlikeli dakikalar geçirmekte olduğunu biliyoruz.. Bu inkar edilemez. Fakat bu tehlikeyi görmekle birdenbire ümitsizliğe kapılarak zillet ve esarete tarafgirlik gibi bir halet-i ruhiyenin esiri olmakta muvafık değildir. Evvela, meydanda sayıları milyonları bulan bir Türk kitlesi, bir Türk idaresi mevcut iken, bazılarının vesayete ve himayeye hazır bir fikir ve kalem kullanması biraz garip görünür..Yedi asır bağımsız yaşamış olan Türklerde ne gibi kabiliyetsizlik ve kudretsizlik görülüyor ki hakimiyet ve istiklali kendisinden alınmak istensin.
Türk doğuştan istiklalini sever ve istiklali yolunda ölür..
Türk için iki yol vardır. Ya istiklal, ya Ölüm. Türkler şimdiye kadar hep istiklal için harp etmiştir. Türkler bugün İzmir ve havalisinde günden güne ilerlemekte olan ve Trakya kıtasında başlayan işgalleri hazırlayan fermanları bir hakaret darbesi ve imha emri telakki eder. Fakat bu üzücü vaziyet karşısında da Türk, hakkını müdafaaya muktedirdir. Bu memleket hiçbir zaman ecnebi hâkimiyeti görmek istemez. Zillet esaret ve mahkûmiyete alışmamıştır Hele Yunan idaresinin ve Yunan hâkimiyetinin bu memlekete girmesi Türkler için çok ağırdır ve kabul etmek mümkün değildir. Zira Yunanlıların Mora'da, Teselya'da ve en son olarak Girit'te yaptıkları facia, tatbik ettikleri İslamların imhası siyasetini Türkler henüz unutmamışlardır ve unutamazlar. Binaenaleyh bugün işgal altında bulunan havalide Müslümanların ve zavallı masum Türklerin ayni akıbete maruz kalmayacaklarını kim garanti edebilir.. Zamanın medeniyet ve irfanı buna kefil olabilir mi? Olsa da biz buna ve bu sahtekar medeniyete inanmayacağız..
Türkün ne kabahati var ki küçük ve mazisiz milletlerin istiklalinin tanındığı bir sırada parlak ve azametli mazisi ile medeniyeti ile cihanşümul sanatı ile asırlarca yaşadığı halde bugün istiklali alınsın ve esarete mahkum edilsin. !
Türkler vatanını korumaya kadirdir. Mülkünü çok daha geniş iken dahi idareye kadir olmuştur...",

Aleyhte yazılmış olan makaleye geçmeden önce bugün içinde yaşadığımız ortamı gözümüzün önüne getirelim. İşgal altında olmamamıza rağmen Sayın İsmail Hakkı'nın kalemine sahip kaç tane yazar ve düşünüre sahip olduğumuzu değerlendirelim. Ancak bu sayede Mütareke Basını olarak adlandırdığımız tamamen satın alınmış ve yönlendirilmiş basının halk üzerindeki etkisini daha iyi anlayabiliriz.

(1) Ertuğrul Zekai Ökte, Milli Mücadele Dönemindeki Propaganda Hizmetlerinin örgütlenmesi, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 25,S 15..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Mart 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale