27 Mayıs 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Psikolojik Harekat hakkında neler biliyoruz? 21. asrın en yaygın savaş metodu (47)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1923)

 29 Mart 2006 Çarşamba 

İstiklal Harbimiz Türk tarihinin en müstesna noktalarından biridir. Yok olmaktan, var oluşa geçişin emsalsiz bir destanıdır. Bitti sanılan bir milletin enkaz haline getirilmiş bir dünya devletinin külleri arasından silkinip yeniden dünya sahnesini çıkışının muhteşem öyküsüdür. Türk milli mücadelesi dünya emperyalizmine vurulan darbenin resmidir..
Türk milli mücadelesi sömürgecilere karşı esir edilmiş milletlerin istedikleri takdirde başarı kazanabileceklerini dünyaya ispat etmiş ve mazlum milletlerin kurtuluş ve kuruluş mücadelelerine örnek olmuştur.
Milli mücadele insanlarımızın zorda ve darda kaldıklarında iyi liderler elinde neler yapabileceğini dünyaya kanıtlamıştır. Tabiri yerinde kullanmak gerekire " yedi düvele başkaldırış ve şahlanışın" vurgulanmasıdır.
1911 yılında Trablusgarp Harbi ile başlayıp 1922'nin 9 Eylülünde Yunanı İzmir'de denize dökene kadar dünyanın dört bir tarafındaki cephelerde verdiği savaşlarda yetişmiş insan gücünün çoğunu kaybeden, ülkesi her alanda viraneye dönmüş bir millet nasıl olmuş ta dünyayı sömürgeleştirmek isteyen güçlere kafa tutabilmiş ve başarılı olabilmiştir.
İşte işin sırrı buradadır...
Bilindiği gibi savaşı insanlar yapar.
Fakat bu insanlar tam bir teslimiyet duygusu içinde bitmiş tükenmiş yığınlar haline getirildiklerinde, değil savaşmak, kendisini savaşa göndermek isteyenlere karşı isyan ederler. Karşı dururlar. Onun için bu şekilde bitirilmiş beyinlerle yola çıkılmaz.
İşte Yunanistan'ın 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgale başladıkları tarihte Türk Milletinin büyük çoğunluğu, yani milli mücadeleyi yapacak insan gücü psikolojik açıdan bitmiş ve teslimiyeti çoktan kabul etmişti. Çünkü kaybedebileceği her şeyi birbiri ardına gelen savaş yıllarında kaybetmişti. Şimdi ise doğal olarak kendisini ülkenin kurtulması için yeniden savaşa sürenler karşı büyük bir kin ve öfke içinde idi.
O halde Kurtuluş Savaşı kimle ve nasıl yapılacaktır.?
Tabii ki yine bu yıkılmış, bezmiş, bitmiş ve usanmış insanlarla yapılacaktır. Çünkü başka taraftan gelecek insanımız yoktur. Vatan yine bu insanlarla kurtulacaktır. Bunun için yapılması gereken iş ve en önemli şey; bu insanlarını beyinlerinin yeniden kazanılması ve kazanılan bu beyinlere " Başarma azim ve iradesinin kazınması"dır. Yani onları Milli Mücadele'nin gerekliliğine inandırmaktır.
İşe buradan başlanacaktır.
Nitekim Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bunu tespit etmişler ve işe buradan yani milletin beyninin kazanılmasından başlamışlardır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk isimli muhteşem eserinde Türk devleti ve Türk milli varlığının gelişmesinden sorumlu olan yöneticilere mevcut ve muhtemel tehdit ile bu tehdide karşı sürdürülmesi gereken mücadeleyi şu şekilde anlatmaktadır;

" Efendiler; düşmana taarruz için verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan önce hazırlamak ve tamamlamak zorunda olduğumuz savaş vasıtalarının ne olduğunu arz edeyim.
Tam üç vasıtanın yeter derecede hazırlanmış olduğunu görmek lüzumunu duyuyorum. Onlardan birincisi ve en önemlisi ve esas olanı, doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin hayat ve istiklali için kalbinde, vicdanında belirmiş, gelişmiş arzu ve emellerin sağlamlığıdır. Millet içindeki bu arzuyu ne kadar kuvvetle ifade ederse, bu arzu ve emelinin gerçekleşmesi için o kadar kuvvetli bir vasıtaya sahip olduğumuza inanırım.
İkinci vasıta; milleti temsil eden meclisin milli arzuyu ortaya koymakta ve bunun icaplarını inanarak yerine getirmekte gösterdiği azim ve yiğitliğidir. Meclis ne kadar çok dayanışma ve birlik içinde milli arzuyu tecelli ettirirse düşmana karşı o kadar kuvvetli bir üstünlük vasıtasına sahip oluruz.
Üçüncü vasıta; milletin silahlı evlatlarından ibaret olup düşman karşısında toplanmış olan ordumuzdur.
Efendiler, dediğim bu üç vasıta veya kuvvetin düşmana karşı meydana getirdiği cepheler iki şekilde düşünülebilir.
İç cephe ve Dış cephe...
Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış Cephe ise doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir ve yenilebilir. Fakat bu durum hiç bir vakit memleketi ve milleti yok edemez. Önemli olan memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren iç cephenin çökmesidir. Bu hakikati bizden daha iyi bilen düşmanlarımız bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bu güne kadar bunu başaramamışlardır da...
Gerçekten ' kaleyi içeriden almak' dışından zorlamaktan daha kolaydır. Bu maksatla içimize girebilen bozguncu mikropların ajanları bulunduğunu iddia etmek yerinde olur.."(1)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yukarıda açıklanan iç ve dış cephe olarak tanımladığı tehdit o günlerin karanlık tablosunu ortaya koymaktadır. Bir milletin karşılaşabileceği en kötü durum en veciz kelimelerle NUTUK' un sonunda yer alan Gençliğe Hitabe'de belirtilmektedir.
Elimizde, dışarıdan istila ve işgal, yönetimin gasp edilmesi, bununla koordineli olarak içeride hemen her yerde patlak veren isyanlar, yokluk ve sefalet, moralsizlik, isteksizlik, güvensizlik sonucu her şeyini vererek savunma azim ve iradesini yitirmiş bir millet vardı.
Elimizde, parasızlık, silahsızlık, insan gücü noksanlığı, netice olarak manen ve maddeten çökmüş bir milletin içinden çıkarak çözüm bekleyen pek çok sorunu yüklenmişi bir avuç vatansever, idealist insan vardı..
Bu idealist vatansever insanlar ülkenin sorunlarını millet ile birlikte çözmek zorundaydı. Bunun için önce milletin kazanılması ve yeniden millet haline getirilmesi gerekmekteydi. İşte zor olan buydu. Bu yapılabildiği takdirde Ordu-Millet vasfı yeniden kazanılacaktı. Ve bu milletin karşısında hiç bir dış gücün durması mümkün değildi.

(1) NUTUK:S 471


Dr. Tahir Tamer Kumkale
29 Mart 2006 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale