24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ortaöğretim gençliği Polat Alemdar'ı örnek alıyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bende bu imanı yaratan kuvvet, yalnız aziz memleket ve millet hakkındaki sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1935)

 28 Mart 2006 Salı 

Geçtiğimiz hafta gündemimizi orta öğretim kurumlarında birbiri peşi sıra gelen öğrenci yaralamaları ve ölümleri doldurdu. Bir süredir "Kurtlar Vadisi" dizisindeki Polat Alemdar tipi genç erkeklerimiz için ulaşılması gereken bir hedef halini almıştı. İşte bunun sonuçlarını şimdi görmeğe başladık.
15-16 yaşında gençler bir hiç uğruna birbirlerini bıçaklayacak ve öldürme derecesine varacak kadar saldırgan olabiliyorlar. İnsanın aklına toplumumuz cinnet mi geçiriyor sorusu geliyor. Orta öğretim kurumlarımızın önündeki seyyar satıcıların gençlerimizi uyuşturucu batağına soktuklarını bildiren ve okul yöneticilerini uyaran resmi bildirileri halkımız artık kanıksadı.
Yöneticilerimizin, çare olarak bir ilimizdeki emniyet teşkilatının okul civarındaki seyyar satıcılardan bıçakları toplamak eylemi ile konuyu hallettiğini sanacak kadar da konunun derinliğini ve toplumu götüreceği tehlikeyi bilmedikleri anlaşılıyor.
Konu ile ilgili olarak ilk bilimsel açıklamayı Selçuk Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ramazan Arı yaptı. Toplumumuzun son derece önemli bir gerçeğini açıklıkla ortaya koyan Prof. Arı'nın söylemleri dikkat çekici idi.
Konuşması özetle şöyle;
" Türk çocuklarının çoğunun hobisi yoktur. Bu nedenle kendilerini, televizyondan öğrendikleri şiddetle ifade etmeye çalışmaktadır. Türkiye'de genel olarak disiplin ile baskı karıştırılmaktadır. Bu da gelişme çağındaki çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Çocukları şiddete iten en önemli faktör çevre koşullarıdır. Çocuğun etrafında, güvensiz bir ortam vardır. Diğer bireyler gibi çocuk da çevresine yeteri kadar güvenmiyor. Gelişme çağındaki çocuk bir model arar. Bu dönemde el sanatları, enstrüman çalmak, balık tutmak, keyifli sporlar yapmak gibi hobilere yönlendirilmesi gereken çocuklarımız, olumsuz çevre şartları nedeniyle, kendisine şiddetle yaklaşan, baba, ağabey, öğretmen gibi kişileri model almak zorunda kalmaktadır.
İlk ve orta öğretim çağındaki çocukları, gazetelerin 3. sayfalarına taşıyan şiddet olaylarının şeklini belirleyen unsur televizyon yayınlarıdır. Bir bıçakla ya da silahla işlenen cinayetler ya da şiddet olayları en ince detayına kadar televizyon ekranlarında, hem de çocukların ekran başında olduğu saatlerde gösterilmektedir. Çocuklara yanlış model sunulması işte budur. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi televizyondaki şiddet görüntülerine ciddi sınırlamalar getirilmelidir.
Örneğin, ABD'de, şiddet görüntülerinin çocukların izleyeceği saatte yayınlanmaması çok sıkı bir şekilde denetlenmektedir. Bizim de RTÜK kanalıyla bu işi sıkı tutmamız gerekir. Televizyondaki şiddet görüntülerinin erkek çocuklarının şiddete özendirildiği bir toplumda tetikleyici rol oynayarak, olumsuzluklara yol açması kaçınılmaz bir durumdur.."

Gazetecilerin sıkıştırdığı Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Okullardaki şiddetle ilgili olarak önce basını suçladı, sonra 'Sorumlu benim' dedi.
Bakan Çelik;
"Okullardaki şiddetle ilgili olarak 14 Mart'ta genelge yayımladık. Konu 28 Mart'ta da uluslararası sempozyumda ele alınacaktır. İlk ve ortaöğrenim 15 milyon öğrenciyi kapsayan büyük bir camiadır. Bir yılda, bir ayda bir-iki olay olmasını büyütmemek lazımdır. Bu medyada büyük görüntülerle yer aldığı zaman, diğerleri için özendirici olduğunu unutmayalım. Eskiden Boğaz Köprüsü'nde naklen atlama seansları izlerdik. Bunlar kaldırıldı, artık kimse köprüden atlamıyor. Bunların önlenmesinde okul aile birliği, öğrenci, öğretmen, yönetim, medya ve hepimizin sorumluluğu var. Benim sorumluluğum herkesinkinden fazla ve gereken neyse o yapılıyor"dedi.
Bakan Çelik'in 'abartılmadan' verilmesini istediği okul şiddeti haberleri ise tırmanışına devam ediyor. 2 Şubat'tan bu yana yurt sathında 27 öğrenci ve bir eğitimci yaralandı. Son olarak 22 Mart'ta İstanbul Levent'te 14 yaşındaki C.B., 17 yaşındaki sınıf arkadaşı F.C.'yi bıçakla kalbinden bıçakladı ve F.C yaşamını yitirdi.
Olaylar sadece bıçaklama eylemleri ile kalmıyor. Ekonomik bunalım içindeki sorunlu ailelerin çocukları evlerindeki huzursuzluğu okula ve çevrelerine taşıyarak okullarımızı güvensiz ve eğitim yapılamaz hale getirmektedirler. Bu olayların polisiye basit olaylar gibi görülüp olay çıkartanın cezalandırılması ile çözümlenemeyeceğini bilmek gerekiyor.
Toplumsal bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz açık. Bu konu üniversitelerin sorumluluğuna bırakılmamalıdır. Ülkemizin en iyi eğitimcileri, psikologları, sosyal psikologları, sosyologları, pedagogları ve yöneticileri bir "GENÇLİK ŞURASI" etrafında biraya getirilerek sorun yurdu bir ateş topu halinde sarmadan kaynağında önlenmelidir..
Gençlerimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugünü ve yarınlarının teminatıdır.
Gençlerimize sahip çıkabildiğimiz ve onları ülkenin yarınlar için iyi hazırlayabildiğimiz sürece Cumhuriyetimiz ebediyen devam edecektir..
Bu gerçek bilinmesine ve sık sık tekrarlanmasına rağmen gençlerimize Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra yeterli desteği veremedik ve onlara güvendiğimizi gösteremedik.Oysa temelinde Atatürkçü Düşünce Sistemi bulunan Anayasamız Devletimizi, İstiklâl ve Cumhuriyetimizi Türk gençliğine emanet etmektedir.
Anayasa'nın bunu düzenleyen "GENÇLİĞİN KORUNMASI" başlıklı 58 inci Maddesi aynen şöyledir.

" Devlet; İstiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerini müspet ilmin ışığında, Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.
Devlet gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır."

Anayasanın bu maddesi geçerliliğini korurken, bugün devletimizin ülkenin geleceğini emanet ettiği gençlere karşı yapması gereken ödevlerini yerine getirdiğini söylememiz mümkün müdür?
Acaba evlâtlarımızı Atatürk'ün gösterdiği ilkeler ve düşünce sistemi doğrultusunda yönlendirebildik mi?
Çocuklarımıza, sorumluluklarına sahip çıkacak mücadele azmi aşılayabildik mi?
Çocuklarımızı, Türk Kültürü ve Türk tarihi motifleri ile eğitebildik mi ?
Gelişmiş kitle iletişim araçlarından yararlanarak küreselleşme adı altında dünyanın her tarafından ülkemize yöneltilen kültürümüze yabancı ve beyinlerimizi sömürgeleştiren fikir ve düşüncelere karşı gerek kendimizi ve gerekse gençlerimizi koruyacak sistemleri kurabildik mi?
Gençlerimizi Türk gibi mi, yoksa dünya vatandaşı olarak mı yetiştirdik?
Ortaya çıkan bu tablo bizi memnun mu ediyor, yoksa üzüyor mu?
Şimdi bütün bunların görüşülmesi ve tartışılması, Türk aydınlarının gündeminde bu temel konuların bulunması gerekiyor. Peki bu konuda bir çalışmaya şahit oluyor muyuz?
Ne yazık ki bu soruların cevabı HAYIR' dır. Böyle bir ortamda suçu gençlerde aramak yanlıştır. Suç biz büyüklerdedir. Bunun için yukarıda söylediğim "GENÇLİK ŞURASI" acilen toplanıp anayasanın 58 inci maddesinde belirtilen tedbirleri alarak gençlerimiz ülkenin sahibi yapmağa çalışması gerekmektedir.
Vakit geçirmeden Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış tehlikelere karşı koruma şuuruna erişmiş; Fikren, ilmen, fennen ve bedenen kuvvetli; Yüksek karakterli; Bilimden güç alan ve bilimi amaç edinen; Sağlığını koruyan ve sağlıklı düşünme yeteneğine sahip olan; Güzel sanatları seven; Çalışkan ve kendine güveni olan bir gençlik yetiştirmek, devletin ve bizim nesillerimizin en önemli görevidir.
Başka çıkış yolumuz yoktur..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
28 Mart 2006 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale