15 EYLÜL 2014 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi insanları saygı ile selamlıyor, sevgiyle kucaklıyorum

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda

Sizden gelenler


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






ASKERİ DARBELER TÜRKİYE’NİN KADERİ DEĞİLDİR
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. -Gazi Mustafa Kemâl Atatürk- (1924)

 12 Eylül 2014 Cuma 

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 34 yıl geçti. 12 Eylül 1980’den itibaren Kasım 1983 milletvekili seçimlerine kadar ülkeyi yöneten Milli Güvenlik Konseyine mensup komutanlar, seçimleri kazanan Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi yönetimine ülkeyi teslim ederek kışlalarına döndüler.

Askerler kışlalarına döndüler ama 12 Eylül dönemi üzerindeki eleştiriler geçen sürede hiç bitmedi. Aksine her geçen gün dozajı artarak devam etti. O gün yönetime el koyan Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren 1983-1989 arasında Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ederken konsey üyesi dört kuvvet komutanı da Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi olarak anayasanın geçici maddelerinin tanıdığı haklar ve dokunulmazlıklar altında görev yaptılar.

Darbe söylentileri ve teşebbüsleri 27 Mayıs 1960’dan itibaren ülke gündeminden hiç düşmemiştir. 12 Eylül 1980’den günümüze 34 yıl boyunca darbe yazıp-çizenlerin tamamına yakınının o günlerin mağdurları ve muhalifleri olduğu görülmektedir. 12 Eylül 1980 darbe günleri, daima bireylerin hapishanelerde çektiği sıkıntılar ve bilhassa yapılan işkenceler çerçevesinde incelenmiştir. Konu incelenirken insanlık dışı bireysel tutum ve davranışlar içinde kalınmış ve bu darbenin neden yapıldığı ve ülkeye neler getirip- götürdüğü üzerinde yeterince durulmamıştır.

Şurası unutulmamalıdır ki en kötü demokrasi idaresi dahi en iyi askeri idareden iyidir. 2014 Türkiye'si muhtemel bir askeri darbe tehdidinden artık tamamen kurtulmuştur.

Demokratik yaşamımızda aksamalar olmasına rağmen sistem kesintisiz devam etmektedir. Fakat 12 yıllık Ak Parti yönetimi ile Türkiye’de askerlerin dışında da darbe yönetimlerine benzer, hatta askerlerden daha katı özgürlükleri kısıtlayıcı tedbirlerin alındığı sivil yönetim darbelerinin olabileceğine şahit olunmuştur.

Askeri darbelerin ülkeyi ileriye değil, daima geriye götürdüğü bir gerçektir. Askerin görevi ülkeyi yönetmek değil, ülkeyi yöneten siyasi idarenin direktifleri doğrultusunda ülkenin iç ve dış güvenliğini sağlamaktır. Askerler ülke yönetme eğitimi değil, harp sanatını öğrenmek ve bunu savaş sırasında uygulamak eğitimini alırlar. Bu görev çok zor ve meşakkatlidir ve yoğun bir çalışma programını gerektirmektedir. Eğer askerler ülke yönetimine kalkışırlarsa kendi asli görevlerini yapamazlar ve bu durumda ülke her türlü iç ve dış tehdide karşı açık hale gelir. Ülkenin kurum ve kuruluşları her alanda zayıflar ve küçülürler. Bu bütün ihtilallerde böyle olmuştur.

Günümüzde 12 Eylül’ü yeren ve o dönemin yanlışlarını anlatan 12 Eylül mağdurları; askeri darbeleri sadece kendi meslek ve kariyer konumları açısından ele almaktadır. Oysa 27 Mayıs, 22 Şubat,21 Mayıs,12 Mart ve 12 Eylül gibi tüm askeri yönetim dönemlerinde sadece siviller değil, bizzat askerlerin kendisi de büyük zararlar görmüştür. Askeri darbelerin askerlere verdiği zararlar yönü hiç incelenmemiştir.

27 Mayıs 1960 İhtilali görünürde Demokrat Parti yönetimine karşı yapılmıştır. Oysa asıl darbeyi ordu bizzat kendisine karşı yapmıştır. Yönetimi devralan 38 askerden oluşan Milli Birlik Komitesi öncelikle mevcut askeri sistemi altüst etmiştir.

Binlerce yıllık geleneklerini yaşatan Türk ordusunda askeri hiyerarşi tepetaklak olmuştur. Ordu Komutanları MBK üyesi yüzbaşılara selam durur hale gelmiştir.
İstiklal Harbi kahramanlarından (1950-1954 yıllarının Genelkurmay Başkanı) İstanbul DP milletvekili E.Org.Nuri Yamut subayların yaptığı aşağılayıcı muameleye dayanamamış, kahrından yassıadada hapiste iken ölmüştür. Yine Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun Yassıada mahkemesi tarafından idama mahkûm edilmiştir.

27 Mayıs 1960 İhtilalini önce 22 Şubat 1961’de Harbokulu K.Kur. Albay Talat Aydemir’in ayaklanması izledi. Aydemir ve ekibinin ordu ile ilişkileri kesildi. ‘1 Mayıs 1963’de tekrar isyan eden Talat Aydemir kendisi ile birlikte tüm Harbokulu camiasını da yaktı. Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan asılarak idam edilirken yüzlerce subay hapse mahkûm oldular. Kara Harp Okulu öğrencilerinin tamamı okuldan atıldı. Ordu, 1963-1964 yıllarında subay mezun edemedi ve kıtalarda erlerin eğitimi yedek subaylara kaldı. Bu da yetmedi. Bir gece ani bir emirle yedi bin kadar subay emekli edildi. Tümenlerin komutası albaylara kaldı. Ordu bu ani ve büyük yıkımı kolayca atamadı. Dağılan hiyerarşik düzeni toplamak kolay olmadı.

Burada ordu ne memleketi yönetebildi, ne de kendi asli görevini yapabildi.

27 Mayıs darbesini 12 Mart 1971 darbesi izledi. Ordu bu defa yönetime el koymadı ama verdiği muhtıra ile sivil yönetime bir dizi yaptırım uyguladı. Bu dönemde de yine ordu kendi içinde pek çok grup oluşturuldu. Bu askeri gruplar birbiri ile çatışma içindeydiler. İstanbulda Ziverbey köşkünde yargılamalar öncesi işkencelerden geçenlerin pek çoğu sivil değil yüksek rütbeli askerlerdi.

12 Eylül 1980’de de benzeri olaylar görüldü. 1978 devresinin tamamına yakını anarşik olaylara katıldığı gerekçesi ile askeri mahkemelerde yargılandı ve çoğunun ordu ile ilişkisi kesildi. Başlangıçta siyasi kadroları ağırlamak izin hazırlanan İstihbarat Okulunun hapishane haline getirilen odalarını 1982 yılı içinde askerler doldurmaya başladı. Ordu yine kendi içinde temizliğe girişmişti. Pek çok subay burada sorgulandıktan sonra hapsedildi ve ordu ile ilişkisi kesildi. Ama bu konu da pek dışarıya yansımadı.

Gerçek şudur. Darbe dönemlerinde ordu asli görevinden uzaklaşarak ihtisası olmayan devlet sorunları ile uğraşmak zorunda kalmakta ve doğal olarak zaten yürümeyen devlet çarkını daha da zor durumlara sokmaktadır.

Özetlersek, darbelerin ve darbecilerin sorunu sadece askeri hapishanelerde sivillere yapılan işkencelerle ve sivillerin mağduriyeti ile sınırlı değildir. Bu darbelerden en çok etkiyi ve zararı bizzat silahlı kuvvetler görmektedir. Yani güvenliği sağlayacağım diye yönetime el koyanlar ülkeyi daha da güvensiz hale getirmektedir.

Bu durumu iyi değerlendiren 12 Eylül yönetimi, bir daha darbelere yol açabilecek ortamlar oluşmasını ve devletin düzenini bozacak olayların meydana gelmesini önlemek amacıyla yasaklarla dolu 1982 anayasasını hazırlamışlardır. Sonunda yasaklarla bir sonuç alınamayacağı görüldüğünden geçen süre içinde bu anayasanın da her tarafı değiştirilerek bambaşka bir şekle sokulmuştur.

Askerler bir daha yönetime el koymak zorunda kalmamak için, ülke meselelerini siyasilerle eşit ortamlarda tartışabilecekleri Milli Güvenlik Kurulunu güçlendirmişlerdir. Burada cumhurbaşkanının yönetiminde yürütme erki ile bir araya gelerek sorunlara çare bulunabileceğini düşünmüşlerdir. Bugün bu kurul yine vardır. Ama Ak Parti döneminde bu kurulun içi boşaltılarak gücü azaltılmış ve ilk atanan sivil genel sekreterinin tabiri ile bir Think Tank (Fikir Kulübü) haline dönüştürülmüştür.

Bugün 12 Eylül askeri yönetimi acımasızca eleştirilip yapanların mutlaka cezalandırılması istenirken, halkın bu konudaki düşünceleri dikkate alınmamakta ve halk vicdanında bu darbeyi yapanların nasıl yer ettiği sorgulanmamaktadır. Oysa o günlerde can ve mal güvenliği kalmayan Türk halkı 12 Eylül askeri yönetimini desteklemiştir. Bu desteğin en önemli göstergesi; askerlerce hazırlanan 1982 Anayasasının halkımızın % 92 sinin oyu ile kabul edilmesidir.

Sonuç olarak; askeri darbeler ülkemizin yönetiminde hiçbir zaman çare olmamıştır.

Askerlerin işi devleti yönetmek değildir. Ülkenin yönetimini askerlerin devralmasına imkân sağlamak ve askerleri bu işe zorlamak ordumuza ve milletimize yapılan en büyük kötülük ve hıyanet olarak görülmelidir. Zaten küresel ortamda yapılacak bir askeri darbe’nin gerekçelerini ne halkımıza ve nede dış dünyaya anlatabilmek asla mümkün değildir.

Türkiye artık askeri dönemleri bir daha açmamak üzere kapatmıştır. Askeri yönetimler bir daha gelmeyecektir. O günlerin şartları içinde gerçekleştirilen askeri darbeleri tarihçilere ve tarihe terk edelim. Ama o günlerden alacağımız pek çok ders olduğunu bilerek konuyu derinliğine irdeleyelim.

Dr. Tahir Tamer Kumkale


Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Eylül 2014 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale