24 NİSAN 2014 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

Ülkemin iyi insanlarını saygı ile selamlıyor, sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda

Sizden gelenler


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TÜRKİYE İÇİN NASIL BİR CUMHURBAŞKANI OLMALI?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacı ile mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 14 Nisan 2014 Pazartesi 

Henüz yerel seçimlerin tartışması bitmeden Türkiye gündemi, Ağustos ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlendi.

İktidar kontrolunda olan ve yandaşı durumundaki medyada sadece Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül isimleri dolaşıyor. Türkiye’nin 1 Numaralı makamı için son 12 yılımıza imzasını atan bu iki isimden başkasını dillendirmekten özellikle kaçınılıyor.

Halkın %57’sini oluşturan muhalefet cephesinde ise henüz somut bir isim üzerinde birleşilmiş değil. Fakat bir takım temennilerde bulunuluyor ve AK Parti adaylarına karşı tüm muhalefetin destek verebileceği uygun bir isim aranmasına devam edildiği anlaşılıyor.

Ağustos’ta Türkiye Cumhurbaşkanını halk ilk defa doğrudan kendisi seçecek. Yani beş yıl süre ile Çankaya köşkünden Türkiye’yi yönetecek kişiyi artık TBMM’deki temsilcileri değil, millet kendisi seçecek. Bu ilk seçim bundan sonraki seçimlere örnek olacağı için önem taşıyor.

28 Ağustos 2007’de Türkiye’nin 11 inci Cumhurbaşkanı olarak AKP Kayseri milletvekili Abdullah Gül’ün seçilmesinin önünde hiç bir engel yoktu. AKP’nin %47 oy oranı elde ederek kazandığı meclis çoğunluğu ile kendi partisinin oyları ile Sayın Abdullah Gül bütün Türkleri kucaklaması gereken bir makama oturmuştur.

O günlerde Abdullah Gül’ün geçmişindeki tutum ve davranışlarını titizlikle değerlendiren muhalefet partileri tamamen tarafsız olması gereken bir makamda neden Gül’ün olmaması gerektiği yönünde ciddi argümanlar ortaya koydular. Muhalefet sözcüleri söylemlerinde haklı çıktılar. Çünkü geçen yedi yıl içinde Sayın Gül, AK Parti kimliğini terk edememiş, tüm milleti kucaklayamamış ve adeta AK Partinin kanun tekliflerini eksiksiz ve hızla onaylayan bir görünüm sergilemiştir.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde, mevcut siyasi partiler ve seçim kanunları ile TBMM’de sayısal çoğunluğu olan AKP ve lideri Başbakan Erdoğan’ın yönetiminde demokrasilerde nadir görülen şekilde bir nevi tek parti diktatoryası tesis edilmiştir. Yani dikta rejimleri benzeri demokratik bir sistem kurulmuştur. Ağustos sonunda milletimiz Gül ve Erdoğan isimlerinden birini seçtiği takdirde mevcut tek parti diktatoryasının devam etmesi kaçınılmazdır.

Bu coğrafyada, stratejik konuma sahip Anadolu topraklarında, cihan imparatorluğu kurmuş 76 milyonluk bir milletin yönetimi basit ve kolay bir iş değildir. Bu ülkenin zirve yöneticileri sıradan bir kişi olamaz. Olmamalıdır.

Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimini kamuoyunda dillendirilen isimlerden arındıralım ve Cumhurbaşkanı makamının nasıl bir kişi tarafından doldurulması gerektiği hususunu irdeleyelim;

- Yüce Allah, Kur’anı Kerim En’am Suresi 123’üncü Ayetinde Meal’en; “Ve işte böylece her ülkenin önde gelenlerini, hile ve entrika peşinde koşan suçlular durumuna sokarız; ama çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur; ve onu da anlamazlar.” Buyurmuşlardır. Bunun tefsiri şöyledir; “ Önemli kimseler olduklarına inanmaları onları az veya çok eleştiriye kapalı hale getirdiğinden ‘ önde gelenler ’ kural olarak, kendi davranışlarının ahlâki yönlerini sorgulamakta diğer insanlardan daha az istekli olurlar; ve bunun sonucu olarak kendilerini daima haklı görmeleri, onları çoğu zaman büyük hatalar yapmaya sevkeder.” Görüldüğü ülke yönetimine gelen kişilerin seçiminde çok titiz davranılması gerektiği Allah’ın emirlerinde açıkça yer almıştır.

- Batı Hun İmparatoru Atilla; “ Türklere liderlik eden kişiler cesur ve korkusuz olmalıdırlar. Liderler iyi zamanlarda olduğu kadar belirsiz dönemlerde ve tehlike karşısında da cesaretle hareket etmesini bilmelidir.” ifadesi ile liderin temel vasfını vurgulamıştır.

- Vezir Nizamü’l-Mülk, iyi devlet adamlığının nasıl olması gerektiğini pek çok misalle açıkladığı SİYASETNAME kitabında özetle; “Padişah; fermanı altında bulunan kullarının idaresini başkalarına havale edemez. Halkın işinden gafil olamaz. Mümkün olduğu kadar onların durumlarını gizli ve açık sormalı, uzun elleri kısaltmalı, zalimlerin zulmünü onların üzerinden kaldırmalıdır. Padişahlar daima halkın adaleti ve refahı için, işlere şahsi menfaâtini düşünmeyen perhizkârları ve Allahtan korkanları memur etmelidirler.”diyerek çok detaylı bir tanımlama yapmaktadır.

- Osmanlı Devleti’ni kuran Osman Gazi ölüm döşeğinde iken oğlu Orhan Bey’e yaptığı vasiyetinde benzer temaları işlemiştir; “ ….Adaletli ol, iyi adam ol, merhametli ol. Bütün teb’anı eşitlik üzerine koru. Allahı tanımayan ,kazancını içkiye veren kimselere devlet işlerinde vazife verme; verirsen yüzü kara olarak ahirete gelesin. Zira bu tip insanlar Allahın gazabına müstehâk olduklarından, işlerinde hayır ve başarı olmaz. Bunlar millete iyi muamele etmezler ve rüşvet almaya meyyâl olurlar. Memleket ve millet bundan zarar görür. Bilmediğini bilenden sor. Sana sadık olanları hoş tut….”

- Timur, devlet hizmeti verilecekler için; “Herkesin kıymetini, bulunduğu mevkiyi ve herşeyin ölçüsünü bilerek buna uygun görev verilmelidir” öğütünü verir.

- Atatürk, üst düzey devlet hizmetinde görevlendirilecek kişilerin vasıflarını büyük eseri NUTUK başta olmak üzere pek çok yerde vurgulamıştır. Bunlardan birkaçı aşağıya çıkartılmıştır;

“ Mecliste, hakim olan fırka’nın hükümet teşkilini, muhalif ve ekâlliyette bulunan bir fıkraya terk etmesi ise asla mevzuubahs olamaz. Kaideten ve usulen milletin ekseriyetini teşkil eden ve gayei mahsusası bariz olan fırka, hükümeti teşkil mes’uliyetini üzerine alır ve kendi gaye ve prensiplerini memlekette tatbik eder.” (Nutuk-S.159)

“ Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üzerine çıkartacağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden bir an vazgeçmesin” ( Nutuk-S.607)

“ Bir milletin siyasi alın yazısında mevki sahibi olabilmek için onun ihtiyacını görebilme ve onun kudretini takdir edebilmede ehliyet sahibi olmak birinci şarttır.” (1927)

“ İçinizde memleketi ve milleti en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak bu sayede meclis sizin arzularınızı yapmaya ve lâyık olduğunuz refahı temin kudretine malik olacaktır” (1923)

Buraya kadar milletimize yön veren başlıca sözleri sıraladım. Bunların hepsinden alınacak çok önemli dersler vardır.

Sonuç olarak ; Türkiye yeni cumhurbaşkanını seçecektir. Bu seçimde milletimizin öncelikli ihtiyacı; ülkemizde birlik, beraberlik, bütünlüğün sağlanması ve bunun ilelebet muhafazasıdır.

Türk halkının Ağustos’ta, tüm milletimizi ve devletin bütün Anayasal organlarını kucaklayarak onları milli hedeflerimiz doğrultusunda yönlendirme görevini başarıyla yapabilecek ve tarafsız kalabilecek bir cumhurbaşkanı seçeceğine inanıyorum.

Dr. Tahir Tamer Kumkale
http://www.kumkale.net
http://kumkale.wordpress.com



Dr. Tahir Tamer Kumkale
14 Nisan 2014 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale